BİLİM

 
Kibirlenecek Kadar Büyükmüyüz 
Nuri BALTA
 

Kâinatın küçük bir misâli olarak yaratılan insan vücudu, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelli ettiği bir sanat eseridir. Vücudun unsurlarına hiyerarşik bir nizâm içinde bakılırsa, onun sırasıyla sistem, organ, doku, hücre, organel, makromolekül, molekül, atom, nötron, proton, elektronlardan ve atomaltı taneciklerden yaratıldığı görülür. Bu nizâm içinde her bir kademe arasında farklı nispetlerde boşlukların olduğu dikkat çeker. Organların rahat çalışması için, aralarında boşluklar bırakılmıştır. Bu boşlukları kaldıracak şekilde organlar bir araya getirdiğinde, hacimde bir miktar azalma olur. Organların yapıldığı doku ve hücrelerin temel molekülleri arasındaki boşluklar da kaldırıldığında, yani moleküller yan yana getirildiğinde, insan vücudu bir hayli küçülür. Atomlar yan yana getirildiğinde ise, bu küçülme daha da artar. Meselâ karbon atomları arasındaki uzaklık birkaç angström (metrenin on milyarda biri) kadardır. Bu uzaklık küçümsenmemelidir. Zîrâ atomun çapına yakın olan bu uzaklık, atomik boyutlarda çok fazladır. Vücuttaki bütün atomlar yan yana getirildiğinde hacim otomatik olarak yarıya iner. Neticede organlar, moleküller ve atomlar arasındaki boşluklar kaldırıldığında, insan vücudu sadece top kadar bir büyüklüğe sahip olur.

İnsan vücudunun gerçekte bir toptan daha da küçük olduğunu ve ne kadar boşluklarla dolu olarak yaratıldığını görebilmek için atomun yapısına bakılmalıdır. Bir atom, kısaca, çekirdeğinde nötron ve proton bulunan ve çekirdeğinin etrafında elektronlar dönen bir yapı olarak tarif edilir. Nötronlar ile protonlar hemen hemen eşit kütlede yaratılmışlardır. Elektron ise, bunlardan 1837 defa daha küçük olarak varlık sahnesine sürülmüştür. Buradan yola çıkıldığında, atomun kütlesinin yaklaşık % 99,95’inin atomun çekirdeğinde bulunduğu görülür. Öyleyse nötron ve protonların kütlelerinin yanında elektronun kütlesi yok denecek kadar azdır. 

Atomaltı parçacıkların nasıl bir araya gelip vücudun inşasında kullanıldığını anlamak ve boşluklu yapıyı görebilmek için, hem kâinatın hem de vücudun büyük bir çoğunluğunu oluşturan hidrojen atomunun yapısı incelenmelidir. Vücudun inşasında görevlendirilen atomlar içinde hidrojen atomları büyük bir yekûn teşkil eder. Bedenimizdeki her milyar atomun yaklaşık 630 milyonu hidrojen atomudur. Bu atomda elektron çekirdekten hemen hemen 0,53 nm (bir metrenin milyarda biri olan uzunluk) uzaklıkta döner. Öyleyse hidrojen atomunun hacmi yaklaşık 6.10-28 m3 olur. Öteki taraftan protonun hacminin de yaklaşık 7.10-45 m3 olduğu göz önüne alındığında, hidrojen atomunda çekirdek, toplam hacmin yüz katrilyonda (100.1015) birini oluşturur. Diğer bir ifade ile hidrojen atomunun kütlesinin hemen tamamını oluşturan çekirdeğin kapladığı hacim, sıfıra yakındır. Vücuttaki bütün atom çekirdekleri bir araya toplandığında, insanın ne kadar hacim kapladığını görmek, düşünenleri tefekkür ve hayrete sevk eder. Atomların çekirdeğini oluşturan protonların yoğunluğu 2,3.1017 kg/m3’tür; bu da bir metreküpte yaklaşık yüz trilyon ton maddenin var olması demektir. Vücudu oluşturan bütün nötron ve protonların bir noktaya toplandığı farz edildiğinde, ortalama 69 kg kütleli bir insanın hacmi 3.10-7 mm3 olur. Diğer bir ifadeyle insan vücudundaki maddenin kapladığı hacim, bir milimetre küpün on milyonda biri kadardır. Açıkça görülüyor ki, atomlarla inşa edilen insan vücudu, şişirilmiş bir boşluktan ibarettir. Bu boşluk, atom çekirdeklerinin çok uzağında dönmekle vazifelendirilen elektronlar vasıtasıyla sağlanmıştır. Bunu bir misâlle açıklamak faydalı olabilir. Dünya ile Güneş arasındaki mesafeye yaklaşık 107 adet Güneş sığar. Hidrojen atomunda elektron ile proton arasına da yaklaşık 450 bin adet proton sığar. Maddeyi teşkil eden atomlardaki boşluklar görüldüğü gibi baş döndürücüdür. Demek ki insanın değeri maddesinden değil, bu madde üzerinde sergilenen eşsiz sanatlar ve bu sanatların gösterdiği esma tecellileri sebebiyledir. Maddesi bu kadar küçük olan insan, mânâda derinleşip Allah’a olan yakınlığıyla kendine kıymet kazandırmanın yollarını aramalıdır.

İnsan, Cenab-ı Hakk’a karşı hiçbir isyanda bulunmamış olsa dahi, bu maddî olarak ‘sıfır’ oluş, onu gurur ve kibirden men etmelidir. İnsanın fizikî yapısı da esasen ‘0’a benzemektedir. Sıfır da bir hiçtir, şişirilerek içi boş çizilir. 

Mesele nötron ve protonların yapısına indirgendiğinde, daha hayranlık uyandırıcı tablolarla karşılaşılır. Bu atomaltı parçacıkların içine, maddenin son yapıtaşları kabul edilen ‘kuark’ denen zerreler yerleştirilmiştir. Altı çeşit kuark vardır. Kuarkların farklı şekil ve miktarlarda birleştirilmesiyle atomaltı parçacıkları; atomaltı parçacıklarının birleştirilmesiyle atomlar; atomların birleştirilmesiyle de moleküller meydana getirilmektedir. Kütleleri yok kabul edilen kuarklar, tamamen enerjiden ibaret olarak yaratılmışlardır. Burada enteresan olan şudur: Her insanın bir miktar kütlesi vardır; fakat bu kütleyi oluşturan, son parçacık olarak kabul edilen kuarkların kütlesi yoktur. Hücrenin yapısındaki moleküllerin, moleküllerin temelindeki atomların, atomların içindeki proton ve nötronların ve bunların da içindeki kuarkların mekanizmalarındaki üstün yaratılışa bakıldığında, inançlı olsun veya olmasın, herkesi hayrete düşürecek bir mükemmellik göze çarpar. Bu kusursuz mekanizmaların insanın herhangi bir müdahalesi olmadan, muntazam bir şekilde çalışması, her şeye gücü yeten ve her şey bilgisi dâhilinde olan Allah’ı gösterir.
 

pH

pH bir çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimidir. Açılımı "Power of Hydrogen" (Hidrojenin Gücü)'dir. pH kavramı ilk kez Danimarkalı kimyager Søren Peder Lauritz Sørensen tarafından Carlsberg Laboratuvarı'nda 1909 yılında tanımlanmıştır.

 H+ derişimi OH- derişiminden fazla ise çözelti asidik; yani pH değeri 7 den düşüktür. Eğer OH- derişimi H+ derişiminden fazla ise maddemiz bazik; yani pH değeri 7 den büyüktür. Eğer OH- ve H+ iyonlarından eşit miktarlarda mevcutsa, madde 7 pH değerine sahip olmak üzere nötrdür.

 
altELEKTROSKOP:Bir cismin yüklü olup olmadığını, yüklü ise yükünün işaretini anlamaya yarayan alete elektroskop denir. Elektroskobun basitçe yapısı şekildeki gibidir. Metal bir topuz, metal bir tel, iletken çok hafif iki yaprak ve cam fanustan oluşmaktadır.
Elektroskop yüksüz iken, yapraklar kapalı ve yapraklar arasındaki açı sıfır derecedir.

Elektroskop yüklendiğinde, her iki yaprakta aynı cins ve eşit yükle yüklenir ve birbirlerini iterek yapraklar açılır. Yapraklar arasındaki açı yük miktarı ile orantılıdır. Yük miktarı artarsa, açı artar, yük miktarı azalırsa, yapraklar arasındaki açı da azalır.
Buna göre, elektroskobun yüklü olup olmadığını, yaprakların açık olup olmadığından
 
BİLİM NEDİR?

   alt Kökleri çok gerilere uzanmakla birlikte, bugün “ bilim “ diye nitelediğimiz bilgi ve düşünme türü uygarlığımızın oldukça yeni sayılan bir ürünüdür. Tarih öncesi çağlarda felsefe, din, efsane gibi ruhsal; el sanatları gibi pratik yaşam ihtiyaçlarına yönelik uğraşılar dışında, gözleme dayalı kavramsal düşünme demek olan bir bilimden söz etmek zordur.  Ve şu gerçektir ki bu tür uğraşları dayandı bilgi, teknik ve kavramların sonraki çağlarda daha belirginleşen bir bilimsel kavram ve işlemlere kaynaklık ettiği de inkar edilemez. Denilebilir ki, bilimsel düşünme ve bulma çabasının kökeninde biri yaşamı güvenilir ve rahat kılma, diğeri dünyayı anlama gibi iki temel ihtiyaç yatmaktadır. Bu ihtiyaçlardan ilki, insanlığın uzun tarihinde kuşakta kuşağa bırakılan çeşitli yaşantı ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği, ikincisi insanoğlunun duygu, inanç ve düşüncelerini  içinde toplayan bir kültürel geleneği oluşturmuştur. İki gelenek başlangıçta ve uzun süre, çoğu kez ayrı ellerde, birbirine yabancı kalmış, yeterince karşılıklı etkileşim olanağı bulamamıştır. Eski yunan uygarlığının parlak