Hz. Mevlâna’nın Lakapları

 “Mevlâna” lakâbı, efendi ,sahip, malîk anlamın da Arapça sıfat olan “Mevlâ” kelimesiyle;“biz’ anlamındaki Arapça bitişik şahıs zamiri “nâ” dan oluşmakta ve “efendimiz” anlamına gelmektedir.Arapça’da genel olarak “el-Mevlâ”, diğer Doğru dillerinde “Mevlâna” lâk abları,İslam dünyasında hürmet belirtmek için önemli kişilerin isimlerinin önünde kullanılmıştır.Aynı kullanım Osmanlı döneminde âlim ve faziletli kişiler için de söz konusu olmuştur.

 

 “Mevlevi lâkabı ,Allah ,sahip,efendi gibi anlamlar taşıyan “Mevlâ” kelimesine nispet ‘yâ’sı eklenerek oluşturulmuş bir kelime olup “Mevlâ’ya mensup” anlamındadır.Allah’ bağlı,ilahî,dini anlamıyla bu kelime İslâm dünyasında önemli bilgin ve şeyhler için lâkap olarak kullanılmıştır.Günümüzde de bilhassa Hindistan’da bu anlamıyla kullanılmaktadır.

   “Hudâvend” kelimesiyle eş anlamlı olan “Hudâvendigâr”da Menâkıbu’l Ârifîn’den ve Sipehsâlâr’ın Risâle’sinden  anlaşıldığına göre Mevlâna için kullandığı belirtilmektedir.Anılan iki eserde bu unvan çoğunlukla”Hazret’i Hudâvendiğâr Mevlâna” ve “Hudâvendiğâr’ kelimesi efendi,sahip,sultan ve Allah anlamlarını taşımaktadır.Kelimenin efendi sultan ve benzeri anlamında hareketle Türkçe’ de başta Sultan Murad Hüdâvendiğâr olmak üzere çeşitli şahıslar için kullanıldığı vâkidir.

     “Şeyh”lâkabı Mevlâna için oğlu Sultan Veled’in eserlerinde,XIV.asır kaynaklarında ve sonrasında kullanılırken günümüz kaynaklarında pek anılmaz.İhtiyar

,önemli kişi,bilgin ve önder gibi anlamlar taşıyan kelime mezhep ve tarikat önderleri için de kullanılmıştır.

  “Belhî” ve “Rûmî” sıfatları bazen birlikte bazen ayrı olmak üzere yaygın olarak kullanılagelmiştir.Ancak Rûmî sıfatının Mevlâna’nın ve Sultan Veled’in eserlerinde bulunmadığı ,Sipehsâlâr’ın Risâle’si ile Menâkıbu’l-Ârifîn’de  de belirtilmediği bilinmektedir.

  Mevlâna için üzerinde durulacak son mensubiyet bildiren sıfat,”Konevî”sıfatıdır.Mevlâna’nın adıyla birlikte önceki asırlarda anılmış olan bu sıfatın,her nedense son asırda dillerde dolaşmaması ve hatta araştırmaya dayalı eserlerde dahi yerini koruyamamış olması dikkat çekicidir.Muhyiddîn Ebû Muhammed el-Kureşî(1297-1374),el-Cevâhiru’l –mudiyye fi tabakati’l-Hanafiye isimli eserinde Mevlâna’nın Hz.Ebubekir’e ulaştırdığı soy silsilesini verdikten sonra , “el-ma’rûf bi-Mevlâna Celâleddîn el-Konevî “Mevlâna Celâleddin el-Konevî diye meşhurdur”kaydını koymuştur.

Mollâ-yı RUM

Rahm eyle gel ey dâverim

Yokdur benim bir yâverim

Sensin hemân dâd-âverim

Yâ Hazret-i Mollâ-yı Rum


Molla

Şeh-i cihân-ı velâyet Cenâb-ı Mollâ’dır.

Mekîn-i taht-ı kerâmet Cenâb-ı Mollâdır.


Celâleddîn –i Rumî

Erenler şâhı Mevlâna Celâleddîn Rûmî’dir.

Meleklerle felek âvâze-i bang-i kudûmidir.


Mollâ Hünkâr

Uluvv-i kad’i Mevlâna ‘yı yok bir ferdin inkârı

Bilir bay ü gedâ pîr ü cüvân hep Mollâ Hünkâr’ı


Mevlâna

Sanma kim devr eyleriz şevk-ı kudü

Olmuşuz âvâre feyz-i aşk-ı Mevlâna ile

Mevlevi
Bi-vâsıta feyz alır Şems'ten
Gûyâ ki kamer de Mevlevî dir
Bir cezbe ider cihânı tenvîr
Eflâk de yer de Mevlevî'dir
Andelîb-i gülşen-i nağme-künândır Mevlevî
Nağme-i can-sûz-ı ney'le hem-zebândır Mevlevî
On sekiz bin âleme sırr-ı nihândır Mevlevî

Hüdâvendigâr
Düşürse kâfile-i semt-i hâne ber-dûşân
Tavâf-ı kûy-ı Hüdavenedigâr'a dek gideriz.